in Genel

Gereksizlikler Kültürü

8-5 monoton çalışma hayatına belli bir süre ara verip yeniden başladıktan sonra gözlemlerini paylaşmış yazar bu yazısında. Aslında ben dahil birçoğumuzun yaşadığı hayata dair izler taşıyor yazı ve pek çok yerinde insan kendinden bir parça buluyor. Yazının hoşuma giden bazı kısımlarını biraz da yorum ekleyerek dilim döndüğünce paylaşayım dedim.

Gereksizlikler kültürü

“The Corporation” adlı belgeselde bir pazarlama psikolojisti satış stratejilerinden bir tanesini şu şekilde açıklıyor. Ekibinin yaptığı araştırmaya göre çocuklara yapılan harcamaların %20 ila %40’ı ve eğlence parklarına yapılan gezilerin de dörtte biri çocukların mızmızlanması olmasa gerçekleşmeyecek. Bu araştırmanın sonucunda ürün tanıtım çalışmalarına doğrudan çocukların mızmızlanmasını sağlayacak şekilde yönlendiriyorlar.

Bu durum konuyla ilgili bir kaç yazı okumuş herkesin gözüne çarpan en yaygın noktalardan bir tanesini içeriyor. Bir başka deyişle sistem bize gerçekte ihtiyacımız olmayan ürünleri veya hizmetleri satın aldığımızda hayatımızın çok daha güzel olacağına inandırmak üzerine kurulmuş durumda. Bu konuda bir başka nokta da bozulan, kırılan, sökülen, eskiyen bir şeyleri tamir etmek, düzeltmek veya güncellemek yerine yenilerini almamız konusunda yönlendirilmemiz. Yeri gelmişken bu iki maddeyi de içeren “Story of Stuff” sunumunu da izlemenizi öneririm.

Haftada 40 saat çalışmak

Bu tarz bir kültürü devam ettirebilmek için firmaların en iyi aracı haftada 40 saatlik çalışmayı normal yaşam biçimi olarak benimsetmek. Bu şartlarda insanlar sadece akşamları ve haftasonları yaşamaya mecbur bırakılıyor. Bu düzenleme sonucunda çok kısıtlı olan serbest zamanımızı eğlenceye, bir başka deyişle hızlandırılmış mutluluk verici aktivitelere, harcamaya meyilli oluyoruz.

Yazar işe dönmesinin ardından çok kısa bir zaman geçmiş olmasına rağmen yürüyüş, egzersiz, yazı yazma veya okuma gibi faaliyetleri hayatından çıkarmaya başladığını farkediyor. Bu faaliyetlerin ortak noktası ise az maliyetli veya maliyetsiz olması ancak zaman gerektirmesi. Kaçımız işten akşam eve döndüğümüzde kısıtlı zamanımızı spora ayırabiliyoruz?

8 saatlik çalışma günleri aslında 19. yüzyılda İngiltere’deki “Sanayi Devrimi” ile beraber fabrikalardaki işçilerin günde 10-16 saatlik çalışma saatlerinin iyileştirilmesinin bir sonucu. Teknoloji geliştikçe çalışma saatlerinin azalmasını beklerdik ancak günde 8 saat çalışma sistem için o kadar uygun ki, bu standartta bir değişiklik gerçekleşmedi. Olay 8 saatte ortaya çıkarılan işten (ki genel kanı 8 saatlik çalışmada 3-4 saatlik iş çıktığı yönünde) ziyade sürekli bir eksiklik hisseden ve tükettikçe mutlu olduğunu düşünen bir toplum oluşturmakta.

Zaman kullanımını değerlendiren bir yaklaşım “Parkinson’s Law“. Bu teoriye göre bir işi tamamlamanız için ne kadar çok süre verilirse, o işi tamamlamanız o kadar uzun sürecektir. Eğer bir işi tamamlamak için tüm zamanınız 20 dakika ise 20 dakikada neler yapabileceğinize şaşırabilirsiniz. Ancak aynı iş için tüm öğleden sonranız varsa iş daha uzun sürecektir.

Birçoğumuz paraya bu şekilde davranıyoruz, daha fazla para kazanmaya başladığımızda, ihtiyacımız olmasa da daha fazla harcamaya başlıyoruz. Dolayısıyla istenilen tüketici profili memnuniyetsiz ama umutlu, kişisel gelişime önem vermeyen, televizyona yüksek derecede bağımlı ve ihtiyacı olmasa da para harcamaya ve bu şekilde kendini mutlu hissetmeye yatkın olarak tanımlanabilir. Elbette her şeyi bırakıp ormanda hayatımızı devam ettirmeye çalışmak bir çözüm değil ancak başlangıç olarak bu durumun farkında olmak umut verici.

Write a Comment

Comment

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Webmentions

  • Zamanınızı yönetin – Security DNE!

    […] Gereksizlikler kültürü‘nde yaşamak durumunda kaldığımızdan zaman değerli bir kaynak. Hepimiz için aynı hızla akıp gitmekte olduğunu göz önünde bulundurursak zaman elimizdeki kaynaklar içinde dünyadaki herkese adil olarak dağıtılmış az kaynaktan bir tanesi. […]